Kurban, kelime kökeni itibarıyla "kurbiyet"ten gelir; yani yakınlık, hısımlık ve her şeyin fevkinde olan Allah’a yakınlaşma arzusunu ifade eder. Bu, bizi yoktan var eden, sonsuz kudret sahibi olan Yaratıcıya karşı bir şükür nişanesidir.
Kurbanın temeli Hz. İbrahim’e (a.s.) ve o meşhur sadakat imtihanına dayanır. Kur’an-ı Kerim’de, “Biz İbrahim’e yumuşak huylu bir oğul müjdeledik” (Saffat, 101) buyrularak Hz. İsmail’in gelişi müjdelenmiştir. Hz. İbrahim’in adadığı o büyük imtihan, Hz. İsmail’in teslimiyetiyle birleşince, Allah katından gönderilen bir koç ile mükafatlandırılmıştır. İşte o gün bugündür kurban, bir canı feda etmek değil, canı verene sadakati ispat etmektir.
İslam hukukuna göre kurban; Hanefi mezhebinde nisap miktarı mala (yaklaşık 80 gram altın veya muadili) sahip olanlar için vacip, Şafii mezhebinde ise sünnet-i müekkededir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, zenginliğin üzerinden bir yıl geçme şartının aranmamasıdır.
Kurbanın en faziletli hali, kişinin imkanı varsa kurbanını bizzat kesmesidir. Ancak günümüzde vekalet yoluyla kesim oldukça yaygınlaştı. Burada bir noktaya parmak basmak gerekir: Öncelik yakın çevredir. Akraba, komşu ve mahalledeki ihtiyaç sahipleri dururken, kurbanı sadece kurumlara veya yurt dışına göndermek bazı alimlerce uygun görülmemiştir. İyilik halkası en yakından başlamalıdır.
Güven ve Şeffafiyet: Piyasada çok değişken kurban fiyatları bazen zihinlerde soru işareti bırakmaktadır. Müslüman ne aldanır ne de aldatır. Bu nedenle güvenilir kurumlar ve kişiler tercih edilmelidir.
Hicaz’daki Kurbanlar: Her yıl Mekke’de milyonlarca kurban kesiliyor. Bu etlerin akıbeti konusunda daha şeffaf bilgilere ihtiyaç olduğu bir gerçektir. İbadetin her aşamasında şüpheye yer bırakılmamalıdır.
Haram Kazanç Meselesi: Kirli suyla abdest alınmayacağı gibi, haram kazançla da ibadet olmaz. Helal dairesinde kazanılmayan malla kesilen kurban, kurbanın ruhuna aykırıdır.
Üzülerek görmekteyiz ki; kurban etlerini dağıtmak yerine derin donduruculara istifleyip aylarca tüketmeyi beklemek, bu ibadetin paylaşma ruhuyla bağdaşmamaktadır. Eğer kesilen etler düzenli ve ihlaslı bir şekilde gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaştırılsa, yeryüzünde aç insan kalmazdı.
Bizler küçük imkanlarla kurban kesmenin gururunu yaşarken; Filistin’de, Lübnan’da ve diğer mazlum İslam coğrafyalarında insanlar canlarını ve mallarını Allah yolunda feda ediyorlar. Bizim kestiğimiz bir koç ile onların feda ettiği canlar arasındaki fark, kıyas dahi kabul etmez.
Son olarak; ekranlarda kurban üzerinden cennet garantisi veren söylemlere itibar etmemek gerekir. Bediüzzaman Said Nursî’nin dediği gibi: "Cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değildir."
Mevla bizlere; kul hakkına girmeden, adaletten sapmadan ve sadece O’nun rızasını gözeterek bu büyük ibadeti yerine getirmeyi nasip eylesin.
Vesselam.