HELAL BELLİ HARAM BELLİDİR
Yeryüzü, Allah’ın tüm canlılar için kurduğu devasa bir sofradır. Bu sofrada rızık endişesi yoktur; ancak bu rızıktan pay almanın tek bir şartı vardır: Meşru dairede çalışmak ve emek vermek. Kainat kitabını doğru okuyan, alın teri döken herkes —dini ve dili ne olursa olsun— emeğinin karşılığını alır. Fakat bugünün dünyasında sorun, sofranın yetersizliği değil, bölüşümdeki adaletsizlik ve doğallığın bozulmasıdır.
Sadece ekinlerin, suların ve ormanların genetiğiyle oynamadık; kendi maneviyatımızın da kimyasını bozduk. İnsan; kasa, kese, nisa ve bina hırsıyla kuşatıldığında; şöhret ve şehvetin pençesine düştüğünde kalbi katılaşıyor, merhamet duygusu köreliyor. Kalbi taşlaşan bir insandan ise ne topluma ne de kendine hayır gelir.
Bu noktada iş dünyasındaki dengeyi yeniden hatırlamak zorundayız. Bir işveren, yani bugün yaygın tabiriyle "patron", fabrikasında alın teri döken binlerce emektarın hakkından sorumludur. Gerçek bir patron, devletten büyük olduğuna inanmamalı, vergi kaçırmamalı ve Karunlaşma hevesine kapılmamalıdır. İslam ahlakı; patronun yediğinden işçisine yedirmesini, işçinin güvenliğini kendi canı gibi aziz bilmesini ve "işçinin hakkını alın teri kurumadan vermesini" emreder.
Öte yandan işçi ve emekçi de aldığı ücretin karşılığını liyakatle, dürüstlükle hak etmelidir. Karşılıklı rıza ve hakkaniyetin olmadığı her ilişki, sömürgeci kapitalizmin bir parçası olmaya mahkûmdur. Kapitalizmin hüküm sürdüğü ekonomilerde adil paylaşım bir hayalden ibarettir; orada emekli bile olsa çalışan kişi sistemin kölesidir. Sendikaların sermaye ve iktidar bahçesine dönüştüğü, çay kaşığı ile verilen zammın kepçe ile geri alındığı bir düzende huzurdan bahsetmek mümkün değildir.
Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Kadir Özkaya’nın "kul hakkı" üzerine yaptığı vurgular, tam da bu yaraya parmak basmıştır. Diyanet camiasının her platformda haykırması gereken gerçekleri bir hukuk adamından duymak hem düşündürücü hem de takdire şayandır. Kul hakkı, hiçbir ibadetle silinmez. Tarih; bir sinekle helak olan Nemrutların, denizde boğulan Firavunların ve anahtarlarını orduların taşıyamadığı ama yerin dibine geçen Karunların ibretlik sonlarıyla doludur.
Zulümle, sömürüyle, kul hakkıyla elde edilen servet; sahibini sadece felakete sürükler. Helal belli, haram bellidir. Ne mutlu o kimselere ki; sofrasına, kasasına ve midesine haram bulaştırmadan helal dairede rızık arar. Yazıklar olsun o kimselere ki; sömürerek büyümeyi başarı sayıp, omuzlarında ağır bir kul hakkı yüküyle ebediyete göçer.
Vesselam.