TAZİYE: ACIYI PAYLAŞMANIN SÜNNETİ
“Her nefis ölümü tadacaktır…” (Âl-i İmrân, 3/185)
Hayat, doğumla başlayan; ölümle sona ermeyen, aksine ebedî âleme açılan bir yolculuktur. İnsan bu dünyaya imtihan için gönderilmiş, vakti dolduğunda ise Rabbine dönecektir. Ölüm kaçınılmazdır; ancak geride kalanların bu acıyı nasıl yaşayacağı ve birbirlerine nasıl destek olacağı da dinimizin üzerinde önemle durduğu konulardandır.
İşte taziye, İslâm’ın insanî yönünü en güzel şekilde ortaya koyan sünnetlerden biridir. Taziye, yalnızca bir başsağlığı ziyareti değil; acıyı paylaşmak, sabrı tavsiye etmek, kardeşlik hukukunu yerine getirmek ve musibete uğrayan aileye destek olmaktır.
Taziyenin dinimizdeki yeri
“Taziye” kelimesi Arapça ta’ziye kökünden gelir ve “teselli etmek, sabır vermek, acıyı hafifletmeye çalışmak” anlamındadır.
Hz. Peygamber (s.a.s.), bir müminin diğer mümin üzerindeki haklarından birinin de musibete uğradığında yanında olmak olduğunu fiilen göstermiştir. Yakınını kaybeden kimseleri ziyaret etmiş, onlara dua etmiş ve sabır tavsiye etmiştir.
Bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
“Allah’ın aldığı da verdiği de O’nundur. Her şey O’nun katında belirlenmiş bir vakte bağlıdır. Sabretsin ve sevabını Allah’tan beklesin.” (Sahîh-i Buhârî, Cenâiz, Sahîh-i Müslim, Cenâiz,)
Bu hadis, taziyenin özünü oluşturur. Çünkü taziyede amaç; acıyı büyütmek değil, imanı ve sabrı güçlendirmektir.
İlk taziye ne zaman yapıldı?
İslâm tarihinde taziyenin ilk uygulamaları bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından gerçekleştirilmiştir.
Yakınını kaybeden sahabeleri ziyaret etmiş, onları teselli etmiş ve ümmetine de bunu tavsiye etmiştir.
Bu sebeple taziye, sonradan ortaya çıkmış bir gelenek değil; sünnetle sabit bir uygulamadır.
Peygamber Efendimiz döneminde taziye nasıl yapılırdı?
Resûlullah’ın döneminde taziyeler oldukça sadeydi.
Gösteriş yapılmazdı.
Uzun merasimler düzenlenmezdi.
Musibete uğrayan aile ziyaret edilir, dua edilir, Kur’an okunur, sabır tavsiye edilir ve ihtiyaçları karşılanırdı.
En dikkat çekici uygulamalardan biri, Hz. Cafer b. Ebû Tâlib’in şehit edilmesinden sonra gerçekleşmiştir.
Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Cafer’in ailesine yemek hazırlayınız. Çünkü onların başına kendilerini meşgul eden bir musibet gelmiştir.” (Sünen-i Ebû Dâvûd, Cenâiz, Sünen-i Tirmizî, Cenâiz, Sünen-i İbn Mâce, Cenâiz.)
Bu hadis, taziyenin en önemli esaslarından birini ortaya koymaktadır:
Yemek, taziye evinden beklenmez; taziye evine götürülür.
Taziyenin faydaları nelerdir?
Taziye, sadece bir ziyaret değildir. Aynı zamanda güçlü bir sosyal dayanışmadır.
Çünkü:
• Acılı aile yalnız olmadığını hisseder.
• Sabır ve tevekkül duygusu güçlenir.
• Kardeşlik bağları kuvvetlenir.
• Akrabalık ilişkileri canlanır.
• Dargınlıklar sona erebilir.
• İnsanlar ölümü hatırlayarak hayatlarını muhasebe eder.
• Toplumda yardımlaşma ve merhamet duygusu gelişir.
Bugün psikoloji bilimi de acının paylaşılmasının yas sürecini kolaylaştırdığını kabul etmektedir. İslâm ise bunu asırlar önce ibadet ve kardeşlik görevi hâline getirmiştir.
Taziye evine nasıl yardım edilmelidir?
Sünnete uygun olan davranış şudur: Komşular, akrabalar, dostlar, yakın çevre, taziye sahibinin yükünü hafifletmelidir.
Bunun için;
• defin ve mezarlık işlerinde yardımcı olmak,
• yemek hazırlayıp taziye evine götürmek,
• çay, su ve temel ihtiyaçları karşılamak,
• uzaktan gelen misafirlerin ihtiyaçlarına destek olmak,
• maddi sıkıntı varsa katkıda bulunmak,
• ev işleriyle ilgilenmek, en güzel yardımlardandır.
Taziyeye gitmek kadar, taziye sahibinin yükünü paylaşmak da sünnettir.
Taziyede yemek vermek caiz midir?
Dinimizde yas sahibi aileye yük olacak davranışlar hoş görülmemiştir.
Bu sebeple Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinin birçok âlimi, cenaze sahiplerinin gelen misafirlere yemek hazırlamasını mekruh kabul etmişlerdir.
Çünkü musibete uğrayan kimselerin ayrıca yemek hazırlamakla meşgul edilmesi doğru değildir.
İmam Nevevî bu uygulamanın sünnete uygun olmadığını belirtmiştir.
İbn Âbidîn de aynı görüşü paylaşmıştır.
İbn Kudâme ise bunun ihtiyaç hâli dışında yapılmamasını tavsiye etmiştir.
Ancak uzaktan gelen misafirlerin mağdur olmaması için imkan ölçüsünde ikram edilmesinde dinen bir sakınca görülmemiştir.
Burada ölçü; israf etmemek, gösterişe kaçmamak ve taziye sahibini maddi külfet altına sokmamaktır.
Sonuç
Bugün birçok yerde taziye, zaman zaman yarışa dönüşen sofralar ve ağır masraflarla asli amacından uzaklaşabilmektedir.
Oysa sünnet bize tam tersini öğretmektedir:
Unutmayalım ki bugün ziyaret ettiğimiz taziye evi, yarın bizim evimiz olabilir.
Geride bırakacağımız en güzel miras ise büyük sofralar değil; samimi dualar, güzel ahlâk ve kardeşlik olacaktır.
Kaynakça
• Kur’ân-ı Kerîm, Bakara Sûresi, 155-157; Âl-i İmrân Sûresi, 185.
• Sahîh-i Buhârî, Cenâiz; Merdâ.
• Sahîh-i Müslim, Cenâiz.
• Sünen-i Ebû Dâvûd, Cenâiz.
• Sünen-i Tirmizî, Cenâiz.
• Sünen-i İbn Mâce, Cenâiz.
• Riyâzü’s-Sâlihîn, İmam Nevevî.
• Reddü’l-Muhtâr, İbn Âbidîn.
• el-Muğnî, İbn Kudâme.
• Büyük İslâm İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen.
• Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu Fetvaları
Hamdullah IŞIK / malabub@yaani.com