Bugun...


Mehmet Metiner

facebook-paylas
Dervişlik özdedir, libasta değil…
Tarih: 30-06-2023 11:49:00 Güncelleme: 30-06-2023 12:04:00


Dervişlik özdedir, libasta değil…

Dervişin özü vardır.

 

Bir de o özü yansıtan sözü.

Ama söz adamı değildir derviş; hâl adamıdır.

Derviş hâliyle konuşur.

Söz, derviş için nadirattandır.

Okumasını bilene dervişin her hâli bir sözdür.

 

***

 

Çok konuşan boş konuşur.

Malayani (lüzumsuz, yararsız) konuşur.

Oysa en anlamlı söz, lüzumlu sözdür.

Lüzum üzre söylenen sözdür.

Yaralara merhem olan sözdür.

Gerisi lâf-ı güzaftır.

Dervişin sözü, en lüzumlu anda merhem gibi fayda sağlayan sözdür.

Bedendeki değil, ruhlardaki yaralara merhem olan sözdür.

Kelam-ı kadimden süzülen o söz, ruhlardaki sızılara iyi gelir.

“Bedenimde değil ruhumda sızı” diyen her dönemin insanları için dervişin sözü merhem işlevi görür.

Yunus’un dizelerine bakın.

Şems-i Tebrizi’nin.

Mevlana Celaleddin’in.

Ahmet Yesevi’nin.

Ulu Hünkar Hacı Bektaş’ın.

Hacı Bayram-ı Veli’nin.

Ahmed-e Hani’nin.

İlâhir…

Yüreği olan sözlerdir cümlesinin sözleri.

Menbaı birdir o sözlerin.

Sadece söylenme biçimleri farklıdır.

Tüm gönüller meşrebince nasibini alır o sözlerden.

Ruhlardaki sızılar dinelir, yaralar sağalır bir bir.

Gönüldendir dervişin sözü.

Azdır o yüzden.

 

Özün özüdür.

En manalı en özlüdür.

O yüzden gönüllere ulaşır usul usul.

Görünmez.

Hissedilir.

Derviş bazen bir bakışıyla, bazen bir sözüyle gönül menziline ulaşır.

O anda gönlünüzün başkalaştığını hissedersiniz sadece.

Bir hoşluk oturur gönlünüze, bir sürûr.

Bilesiniz ki gönüle dokunmayan hiç bir söz gönülden değildir.

Dervişin sözü gönlünüze oturmuyorsa o söz dervişten değildir, derviş libasındandır.

Her derviş libasına bürünen derviş değildir.

 

***

 

Dervişin iki libası (elbisesi) vardır.

Biri, hâl libasıdır.

Öteki, kâl (söz) libası.

Dervişin hâl dili anlık değil, ömürlüktür.

Kâl dili ise anlıktır.

Dervişin hâli ile kâli birdir.

Dervişin hâli neyse kâli odur.

Fikri neyse zikri odur.

Bu anlamda birdir dervişin libası aslında.

Dervişin üstündeki libas bire dönüşmemişse, henüz pişmemiş ve yanmamış demektir o derviş.

Hamlığı aşmayanın, sözü çok olur.

Ama boş olur.

“Hamdım, piştim, yandım” diyen bilge dervişin benlik duygusu yoktur.

Dervişlik özdedir, libasta değil.

Dervişin libası, hâlidir.

“Bir ben var benden içerû” diyen Yunus’un libasıdır o.

“Bana seni gerek seni” menziline ulaştıran aşkın libasıdır o.

Dervişin libası, aşkın libasıdır.

Derviş, o aşkla kendi benliğini bütünleştiren kişidir.

Derviş Yunus’un şu sözleri o aşk hâlinin dışa aktarımıdır sadece:

Aşkın aldı beni benden, bana seni gerek seni,

Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni.

Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim,

Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni.

İşte dervişlik makamı budur: hiçlik makamı.

O’nun karşısında kendini hiç görmek…

Dervişin libası, hiçlik libasıdır; benlik libası değil!

Hiçbir hakiki dervişin üstünde benlik libası göremezsiniz.

Gördükleriniz ise derviş libasına bürünmüş İblis’lerdir.

Zira benlik libası, dervişe değil İblis’e özgüdür.

 

***

 

Libas ile İblis Arapçada aynı kökten gelir.

LBS kökünden…

Bir insan benlik libasını giydiği andan itibaren İblis’e dönüşür

Benliğini libasa, libasını benliğe dönüştürene derviş denmez.

Libası özün önüne geçirene derviş denmez.

Dervişin alamet-i farikası giydiği libas değil, üstünde taşıdığı hâldır.

O hâle uygun kâl ise gönüldendir.

 

***

 

Derviş, fakirullahtır.

Ve tıpkı Peygamber (sav) gibi fakirlik hâliyle övünür.

Derviş, Peygamberimiz’in (sav) tariflediği “el fakr u fahri” makamının talibidir.

“Ben fakirliğimle iftihar ederim!” diyen o en sevgilinin sözünün asıl muradına uygun hâl üzre olmayı amaçlar derviş sadece.

Fakirullah olmanın, maddi yoksunluğun ötesindeki o derûni anlamını bilmeyenin dervişliği hiçlikten öte bir anlam taşımaz.

“El fakr u fahri” makamı, maddi yoksunluk veya maddi yoksulluk iftiharını içkin bir anlayışa yaslanmıyor.

“El fakr u fahri”, Allah’tan gayrısına minnet etmemek anlamına gelir…

Sadece O’ndan istemek…

Kula kendini borçlu hissetmemek…

Her şeyin sahibinin O olduğuna inanmak…

Kuldan gelenin de asıl O’ndan geldiğini bilmek…

O’ndan gayrısına muhtaç olmamak…

Ezcümle: Hiçbir şeyi kendinden ve bir başkasından bilmemek.

Bu anlayışı yoksulluğu yüceltme anlayışına dönüştürenlerin zahiren üstünde taşıdıkları libas, dervişlik libası değildir.

Dervişin libası, özdedir.

O “el fakr u fahri” inancının yoksullukla, yoksulluğun yüceltilmesiyle alakası zinhar yoktur.

Özün yoksa, libasın söz olur.

Lime lime olmuş pejmürde giysiyi dervişlik alameti sananın özü de sözü de yanlış olur.

 

***

 

Hiçlik makamı, değersizlik makamı değildir.

Kendini değersizleştirme makamı hiç değildir.

Hiçlik makamını değersizleştirme makamına dönüştürenlerin hiç kadar değeri yoktur.

Hiçlik makamı, bir tek O’nda yok olma (fenâ) hâlidir.

O’nun karşısında benlik davası gütmeme makamıdır.

Bu, benliğin inkarı değildir.

Ferdin hiç hükmünde değersiz bir mahlûk olduğu anlamına yaslanan bir inanç değildir.

O’nun karşısında ben diye kibirlenmemektir.

O’nun kulları üstünde de benlik davası taslamamaktır.

Her şeyin mâliki (sahibi) olarak O’nu bilmek ve bu inanç doğrultusunda bir hâl üzre olmaktır.

Dervişin hâli de kâli de bunu içkindir.

Hacı Bayram-ı Veli şu sözüyle ne güzel çerçeveler bu hali:

Bilmek istersen sen seni

Cân içre ara cânı

Geç canından bul ânı

Sen seni bil sen seni.

 

***

 

Derviş, gönül adamıdır.

İncinse de incitmez.

Gönül kırmak nedir bilmez.

Benlik davası olmadığı için incindiğini söze dökmez.

Dervişin gönlü, yaratılan herkese açıktır.

Dervişin gönlü vardır herkesi kuşatan; vurularak girilen kapısı yoktur.

Mevlana’nın, “Ne olursan ol yine gel!”sözü ile Şems-i Tebrizi’nin, “Kapımıza değil gönlümüze vuran buyursun!” sözü, dervişin hâl ve gönül alemini tasvir eden en anlamlı yol haritasıdır.

Orada sadece insan vardır.

Yaratılanı Yaradandan ötürü sevmek vardır.

Sevdirmek vardır.

Buyur edip içeri almak vardır.

Ötekileştirmek yoktur.

 

 

***

 

Bilesiniz ki üstündeki libası benlik kokanlar, dervişliklik taslasalar bile özde İblistirler.

Hakiki derviş, bırakın dervişlik taslamayı, derviş olduğunun bile farkında olmaz.

Derviş olduğunun farkında olan henüz hamdır, yanmamıştır, pişmemiştir.

Bilesiniz ki her konuda üst perdeden kibirle konuşan, benliğini herkese karşı silaha dönüştüren kimsenin libası dervişinkine benzese bile hâli İblis’in hâlidir.

Bilesiniz ki derviş kerameti kendinde aramaz. Derviş kılığına bürünmüş İblis, her şeyi kendinden bilir ve her hâlini keramet zanneder.

Dervişler sultanı Hünkar Hacı Bektaş’ın “Hararet nârdadır, sacda değil” sözü ne kadar da anlamlıdır, bilen için.

Bilesiniz ki derviş kerameti elbisede aramaz; kendinde, kendi içindeki o derûni bende arar. Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi: “Keramet sendedir, tâcda değildir.”

Ve dahi bilesiniz ki derviş ol kişidir ki gönül yıkmaz; gönül onarır.

Gönül yıkanların, dilini ölümcül silaha dönüştürenlerin, hâliyle ve kâliyle itip kakanların, yaratılanı yaradandan dolayı sevmeyenlerin, farklı olan herkesi düşmanlaştıranların, gönlü kin ve nefretle kararmışların, muhabbet yerine husumeti çoğaltanların dervişlik libasları sadece görünüşten ibarettir.

İblis’e ait bu hasletlerle derviş olunmaz.

Kâl ehli ile hâl ehlini birbirinden ayırmak gerek.

Libas ehli ile aşk ehlini de…(YeniŞafak)





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
https://www.ilan.gov.tr/
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI