Beyaz yeni bir siyasetçi sınıf… Ve bizim zenci ruhlularımız…
Yeni bir sınıf türedi.
Geldikleri sosyal katman ne olursa olsun ait oldukları kültürel mahalle dolayısıyla kendilerini beyaz seçkinci zanneden bir yeni sınıf bu.
Eskiden de vardılar.
Son günlerde giderek görünürlük kazandılar.
Adı sanatçı olanların bir kısmı militan bir siyasetçi edasıyla hem siyaseti dizayn etmeye kalkıştılar, hem de zenci olarak gördükleri toplum kesimlerini pervasız bir biçimde tahkir ve tezyif etmeye başladılar.
Dilleri küstahça.
Bakışları üsttenci.
Milletin değerlerine aleni bir biçimde edepsizce saldırma cüretinde bulunmayı kendilerinde bir hak olarak görüyorlar.
Kimse kendilerinin yaşam tarzına karışmazken onlar modernlik-çağdaşlık adına başkalarının hayat tarzlarına saygısızca dil uzatmayı kendilerine ait bir hak olarak görüyorlar.
Kibirlerine eşlik eden o kaba, yaralayıcı ve nefret kusan dilleri artık fazlasıyla rahatsızlık vermeye başladı.
Ödül törenlerinde kendilerine uzatılan mikrofonlar aracılığıyla Cumhurbaşkanı’nın şahsında milletin değerlerine hakaretamiz bir dille düşmanlık kusan kadın cinsinden sanatçılar, kendilerine yönelik tepki konulduğunda da ya yanlış anlaşıldıklarını söyleyerek gene örtük suçlama yolunu tercih ediyorlar ya da kendilerinin hedef gösterildiklerini söyleyerek mağduru oynuyorlar. Mecbur kaldıkları için özür dileyen bazıları da aslında özür kisvesi altında kendilerini özünde haklı görüp tepki koyanları da doğru anlamaktan nasipsiz cahil bir gürûh olarak suçlama yoluna gidiyorlar.
Eskilerin “Özrü kabahatinden büyük!” dedikleri bu kurnazlığı ne yazık ki içimizden birileri de kalkıp “Özür dileme erdeminde bulundu” diyerek sahiplenme moduna giriyor. “Özür dilemek kadar özrü kabul etmek de erdemliliktir!” deyip hem o düşmanlığı kusanı takdis eden, hem de kendini erdemli davranışın sahibi olarak lanse eden ezik ruhlularımız ise, zenci psikolojisiyle, kendi insanlarının özür kılıfı giydirilmiş o değişmeyen kibre ve saygısızlığa yönelik tepkisini, erdemsizlikle suçlama yoluna gidebiliyorlar.
Somut örneklerine burada bir bir girmeye gerek yok.
Benimkisi genel bir bakış açısı.
Son günlerde tekil bir örnek üzerinden çok şey söylendi.
O tekil örnek, aslında içimizde hala mebzul miktarda zenci psikolojisine sahip koltuk sahipleri olduğunun göstergesi.
***
Kendi sanatçısına zerre değer vermeyen ama kendisini aşağılayan o beyaz sanatçıları saygıyla kucaklayan zihniyet, siyasi erk sahibi olsak bile gerçekte o zenci psikolojisini aşamadığımızın da üzücü bir alamet-i farikasıdır.
“Siyah Deri Beyaz Maske” kitabının yazarı Fanon’un betimlemeleri ne kadar da doğruymuş!
Okumayanlar mutlaka okusun.
***
Bir sanatçının siyasi bir tercihi olur. Bu tercihini vakti geldiğinde duruşuna uygun biçimde açığa da vurur. Siyasi tercihini açığa vurmasında hiç bir beis yok. Lakin bir sanatçının militan bir siyasetçi gibi davranması, hızını alamayıp siyasi tarafgirliğini düşmanlığa dönüştürmesi, Recep Tayyip Erdoğan’ı imha edilmesi gereken düşman olarak görmesi, Erdoğan’a oy verenleri tahkir ve tezyif etmesi, Erdoğan’ın şahsında milletin değerlerine ve hayat tarzına edepsizce dil uzatması zinhar kabul edilemez.
Siyasi aidiyetini ve tercihini seçim süreçlerinde münasip bir şekilde ortaya koyduğu için bir sanatçıyı dışlamak asla kabul edilemez. Bunu yapanın şahsen karşısına dikilirim. Lakin militan bir siyasetçi gibi Erdoğan’ı ve Erdoğan’ın şahsında milletin değerlerini düşmanlaştıran ve dilini edepsizce bir saldırı aracına dönüştüren sanatçıları hiç bir şey olmamış gibi baştacı etmek de zinhar kabul edilemez. Bunu yapanı da kendimden bilmem.
***
Bilmem söylememe gerek var mı?
Düşmanlığı salık verenlerden değilim.
Düşmanlığın gözü kör olsun.
Kimsenin ötekileştirilip baskılanmasını salık verenlerden de değilim.
Ötekileştiren, baskılayan zihniyete lanet olsun.
Samimi ve sahici her özrün baştacı edilmesini yürekten salık verenlerdenim ben.
Lakin özür giysisine bürünmüş o üsttenci ve kibirli kabahatin örtülmesine zinhar tahammülüm olmaz benim.
Özür, aslına uygun olmalı ve hak ettiği gibi olmalı.
Zihniyetindeki sorunu görmeyenin ifade biçimine dair özrü, gerçekte özürlü bir tutumdur.
Asıl sorun; ifade biçiminde değil, zihniyettedir çünkü.
Sorunlu zihniyetinden dolayı apaçık özür dilemeden bazı ifade biçimlerinin yanlış anlaşıldığını söyleyerek özür dilemek, samimi ve sahici bir özür dileme değildir ki o özür erdemlilik katına çıkartılıp takdis edilsin.
Zira “yanlış anlaşıldım” ifadesinin altındaki özür beyanı bile özünde kendini yanlış anlayana dönük bir suçlama içeriyor zımnen.
Gerçek özür, “Benim size bakış açımda sorun olduğunu anladım. Kendi hayat tarzımı ilerici, sizinkini gerici gören o zihniyetimden dolayı sarfettiğim sözler veya sergilediğim davranışlar adına özür diliyorum” anlayışına yaslanan özürdür.
Erdemli özür budur.
Bu özrü kabul etmemek ise erdemlilikle bağdaşmaz.
***
Hiç kimse, bir başka kimseden üstün değildir.
Kimse ideolojisi ve yaşam tarzı dolayısıyla imtiyazlı değildir.
İnsaniyet mektebinin bu teorik doğrularına rağmen ne yazık ki hâlâ bu ülkede kendini beyaz-seçkinci-ilerici, başkalarını da zenci-cahil-gerici görenler var.
Bir de kendilerini imtiyazlı gören o birilerinin demokrasi, adalet, eşitlik, özgürlük söylemleri yok mu? Güler misiniz ağlar mısınız bilmem!
Her şeyi kendileri için isteyen, her şeyi sadece kendileri için uygun görenler, özgürlüğü de yalnızca kendileri için isteyen, başkalarına ancak kendilerinin uygun gördüğü çerçevede özgürlüğü layık gören zihniyet sahiplerinin kibri karşısında ezik duran o zenci ruhlular gayrı bir kenarda dursunlar.
***
Ötekini kendi eşiti olarak gören herkesle kucaklaşmaya varız.
Ama herkes bilsin ki bizi öteki olarak gören o beyaz-seçkinci zihniyet sahiplerinin kibrini kırmak için elimizden geleni yapmayı, özgürlük ve eşitlik mücadelesi adına, boynumuzun borcu olarak görüyoruz.
Bizimkisi, sadece kendi değerlerimizi muhafaza değil, aynı zamanda ötekini kendi eşiti olarak gören demokrasi anlayışını da muhafaza mücadelesidir.