Dünya kurulduğundan beri yeryüzünden sayamayacağımız kadar zalim, katil, işgalci ve kibirli "ilahlık" taslayan müstebitler gelip geçti. Halkını köle gibi çalıştıranlar, yanlışlarını haykıranlara bedel ödetenlerin bugün esameleri bile okunmuyor. Bunun aksine adil, merhametli, insanlık için faydalı olan ahlak abideleri ise toplumlar tarafından daima rahmetle anıldı ve anılmaya devam ediyor. Tarih şahittir ki; zalimlerin zulmü çoğu zaman bir felaketle kursaklarında kalmıştır. Çünkü zalimlerin feraseti kapalıdır, sonlarını göremezler.
Konumuza ışık tutması açısından Fil Hadisesi ve Fil Suresi'nden bahsetmek yerinde olacaktır. Olay özetle şöyledir:
Yemen Valisi Ebrehe, insanların Kâbe’ye olan teveccühünü kendi yönüne çekmek için Yemen’in başkenti Sana’da altından görkemli bir kilise yaptırır. Amacı, Kabe ziyaretlerini bitirip insanları buraya çekmektir. Reklamını yaptırsa da kimse bu şatafatlı kiliseye itibar etmez. Buna öfkelenen Ebrehe, Kâbe’yi yıkmak için ordusunu hazırlar.
Ordunun önünde devasa fillerle Mekke yakınlarındaki Müzdelife mevkiine kadar gelir. Ancak en öndeki fil, Kâbe'ye doğru tek bir adım atmaz. Bu sırada Ebrehe’nin askerleri, çevre halkının mallarını, bu arada Peygamber Efendimiz’in dedesi Abdülmuttalip’in develerini de gasp eder. O dönem Mekke’nin hamisi olan Abdülmuttalip, Ebrehe’nin huzuruna çıkar. Ebrehe, onun Kâbe için yalvaracağını sanırken Abdülmuttalip tarihi cevabını verir:
"Ben develerin sahibiyim ve onları geri istiyorum. Kâbe’nin ise bir Sahibi vardır, O onu koruyacaktır."
Nitekim ilahi ferman, Fil Suresi’nde bu kibirli işgalcinin sonunu şöyle haber verir:
"Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi. Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı. Nihayet onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı." (Fil Suresi, 1-5)
Başka bir ayet-i kerimede ise Rabbimiz şöyle buyurur: "Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasını engelleyen ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır?.." (Bakara Suresi, 114)
Peki, neden bugün Ebabil kuşları gelmiyor?
Bazıları "Allah’ın gücü her şeye yetiyorsa neden bugün Filistin’e Ebabil kuşları gelmiyor?" diye soruyor. Gelmez... Çünkü bugün iki milyara yakın Müslüman nüfusu, orduları, teknolojisi ve imkânları var.
Bedir Harbi’nde olduğu gibi, zafer ancak manevi güçle donanmış bir inanç ve şehadete susamış bir kararlılıkla elde edilir. İslam dünyasını kemiren üç büyük hastalık; ırkçılık, mezhepçilik ve cehalet, Müslümanların bir araya gelmesini engelliyor. Bizler sıcak evlerimizde, envaiçeşit nimetlerle iftar ve sahur yaparken, mazlum coğrafyalar bir lokma ekmeğe muhtaç durumda. Siyonizmin ve onun taşeronu olan sözde komisyonların insanlığa zerre faydası dokunmaz.
Zalimler yıksa da, öldürse de, mabetleri imha etse de şuna inanmalıyız: Eğer gerçekten iman ediyorsanız, üstünsünüz. Allah’ın gücü, onların füzelerinden de teknolojisinden de her zaman üstün olacaktır.
Vesselam...