ŞEHİRLER NEDEN YIKTIRILIR BU ÇAĞDA
Her şehir, değerleriyle muhteremdir.
Şehri değersiz(!) gösteren bağrında doğmuş, büyümüş olanların kendi kıymetsizliğidir.
Her şehir içindekilerden kimilerinin desteğiyle yıkımlara davetiye çıkarır. Bu satılmış kansızların yardımıyla(!), yıkılan şehirle beraber, canlı olan ne varsa hayata veda eder.
Kendi insanını felakete gönderen hiç kimse, aynı acıları çekmeden dünya değistirmez, değiştirmemiştir.
Günümüzde kimi şehirlerin taş üstünde taş kalmayacak kadar yıkımı karşısında kılını kıpırdatmayan anlayışlar, sırça köşklerinin camına atılan taş ile kıyamet koparır.
Bir yanda enkaz altında kalan, bedenleri parçalanmış ruhlara acımayanlar, vicdanî merhameti ev besledikleri ya da sokakta yaşayan hayvanlara göstererek, çelişki içinde olmalarını gizler.
İnsana merhametten yoksun olanlar, fıtratında olan merhametsizliği örtbas etmek için hayvan sevgisiyle dop doludur.
İnsana merhamet, her canlıya rahmeti esas tutar, yeşile, suya, toprağa, havaya saygıyı gerektirir.
Günümüzde Mogollara rahmet (!) okutanlar, nasıl bir sarsılışla devirileceklerini bilmekteyse de gayeleri, var oluşlarını biraz uzatmak, haksızlıklarına rağmen güçsüzken daha bir güçlü görünmek ihtirasındandır, gafletindendir.
Şehirleri yerle bir edenlere karşı ellerinden bir şey gelmediğini iddia, ileride " İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk eder misin?" Diye pişmanlık ifade edecektir, kuşkusuz.
Şehirleri ortadan kaldırmak, insana ve her canlıya, çevreye, suya, toprağa zulmün mutlak surette karşılığı vardır.
Tarihten ders almıyorlar mı, yeryüzünden silinen şehirleri unutarak?
Her bir şehrin hikayesi vardır, muhakkak.
Şehir araştırmalarımızı yaparken, yok edilen şehirler besbelli.
Ya kıtlık ya da susuzlukla deprem...
Günümüzde inanç savaşları bu yıkımları tetiklemekte, işgal edilen şehirlerin veya bölgelerin yer altı ve yer üstü zenginlikler kaynakları iştah kabartmakta.
İnsanmış, canlıymış, çevreymiş bu önemli mi?
Ötesi mi?
Yaşadığımız devran, kimseye yâr olmamış, hiçbir insan yüzyıllarca ömre sahip değil.
Biz, bunun farkındayız, ifade etmeye devam edeceğiz.
Hiç bir şehir, yeryüzünden silinse de tarihen vardır, lanetlenen kavimler hariç.
ŞEHRE DAİR HASBİHAL
Bulunduğunuz şehri tanıyor musunuz?
Şehirde doğmak önemli değil, aslında. Yaşadığınız şehrin güzelliklerini bilmeniz ve doyasıya yaşamanız önemlidir.
Doğduğunuz şehirde, büyüdüğünüz şehirde tarihî, edebî, kültürel zenginliğin farkında olmanız, öncelikle kendinizi tanımanızdır.
Bulunduğunuz şehirde tarihî zenginliklerin farkında mısınız?
Tarihten gelen mirasın farkında olmak, dünden bugüne gelen mimarî eserleri, yazılmış kitapları bilmeniz, yaşadığınız şehirde hayatınızı devam ettirirken yaşamınıza farklılıklar kazandırır.
Bulunduğunuz şehirde doğal güzellikler, turizm alanlarını bilmeniz, bazen can sıkıntısını üzerinizden atmanız için, doktor tavsiyesinden daha önemlidir.
Temiz havanın, tabiatın güzelliklerinin farkında olmanız, şehrin bazen boğucu, insanı sıkıntıya sokan ortamından sizi uzaklaştırır.
Siz, binlerce yıllık geçmişi olan bir şehirdeyseniz ve bu bilgi birikiminden, kültürel mirastan, tarihî zenginlikten haberdar değilseniz, nelerin farkında olmadığını biliyor musunuz?
Geçtiğiniz mahalle sokaklarında bulunan evlerde, konaklarda, saraylarda bir dönem insanların yaşadığını, hayatın devamlılığını sağlayan yaşantılarının ne olduğunun farkında mısınız?
Bir yapının üzerindeki kitabe-yazıt, sizi yüzlerce sene öncesine götürür, farkındaysanız.
Yaşadığınız şehirde ölümü hatırlatan mezarlıkları gezdiniz mi? Bir dönem yaşamış, eser vermiş, insanlığa çalışmalarıyla hizmet sunmuş olanlarla baş başa bulundunuz mu? Kabirlerinin yanı başında sevdiklerinizi hatırladınız mı? Sohbet anlarınızı, konuşmalarınızı, beraber dolaştığınız zamanı düşündünüz mü?
Esnafı dolaşarak, insanların yaşam döngüsündeki hareketliliği yerinde seyre daldınız mı?
Bir sanatkârın elinden çıkan esere akıttığı göz nurunu, alın terini yerinde gördünüz mü?
Şehrin merkezinde bulunan kalesinin burçlarına çıkıp, etrafı seyre başladınız mı?
Uçan çift güvercinin kanat çırpmalarının sesini duyduğunuzda neler hissettiniz?
Sıcak temmuz ayının bir öğle deminde size sunulan şerbetin tadını yudumlayarak aldığınız oldu mu?
Okunan ezanla birlikte tarihî camiinin avlusuna doluşan yaşlıların yüzünde belirginleşen muhabbeti sorguladınız mı, şadırvanın yanı başında?
Yürürken etrafta olandan bitenden haberdar mısınız?
Yaşlı bir adamın elinden tutan gencin, yavaş yürüyüşüne tanıklık ettiniz mi? Çocukluğu bu şehirde geçmiş ihtiyarın gençlik yıllarını hatırlayışı olan yavaş adım atmalarını, etrafına bakarken yaşadıklarını tekrar hatırlaması olan çevreye bakışlarının farkında oldunuz mu?
Bir çayevinde küçücük masada simitle çay keyfini yaşarken, sizin çevrenizde başkalarının nelerle meşgul olduğunu bildiniz mi?
Hayatın geçtiği, bize göre zamanın eskidiği gündelik yaşamda şehirde yaşamak, yüzbinlerce farklı hayatı yaşayan insanların okunmamış ömür kitaplarında neler yazılıdır?
Sözü fazla uzatmanın manası var mıdır?
Hangi şehirde doğmuşsanız, yaşamaktaysanız dediğimiz şekilde yaşama farklı baktığınızda daha önce görmediğiniz birçok şeyin var olduğunun farkına varırsınız.
Haftada bir gün şehrin caddelerinde dolaşın, sokaklarına sapın. Mahalle içinde daha önce bilmediğiniz yaşamların saklı olduğunu göreceksiniz. Tarihî evlerde nice hayatın başladığının ve noktalandığının tanıklığında bulunacaksınız.
Bazen bir şairin ya da yazarın doğduğu evin yanından geçeceksiniz, ismi verilmiş sokağın içinde bulacaksınız, kendinizi.
Bir bakmışsınız iki bin, üç bin sene önce yapılmış bir binanın, ibadethanenin yanındasınız.
Tarihle iç içe yaşamak için, haftada bir gününüzü yaşamakta olduğunuz şehre ayırmanız, şehri dolaşmanız, kalabalıkla kaynaşmanız, sizi gerekliymiş gibi görünen, ömrünüzün törpüsü haline gelmiş televizyon izlemekten, sanal ortamdan ayırıp farklı âlemlere götürecektir, muhakkak.
Bu yazıyı okuduğunuzda hazırlığınızı yapıp, hafta sonu bulunmakta olduğunuz şehre yolculuğa çıkarken, şehri anlatan bir kitabın kapağını aralayarak, ilk adımı atmanız gerekir.
“Doğduğun, büyüdüğün, yaşadığın şehre hoş geldin!..” desek, itirazınız olmasın.
Belki sizinle bir caddede, bir sokakta ya da tarihî bir evin avlusunda karşılaşırız, hafta sonu.
Belki birbirimizi tanımadan konuşuruz.
Belki bir birimize sorular sorarız, kim bilir?
Bir sırdaş daha kazanırız, şehre dair.
Yazdığımız kitaplar olacak, şiirler olacak şehre dair.
Muhakkak burada yollarımız kesişir.
Tanışmayı umut ederiz, şehir içinde dolaşırken.
Ne zaman mı?
Eminim, bir hafta sonu. Belki her hafta sonu birlikteliğimiz olacak, şehre dair.
Şehre dair hasbihallerimiz eksik olmaz.
Bir camii avlusunda, bir hanın ihtişamlı çayevinde, bir sokaktaki simit satan büfede, ayak üstü soluklandığımız köşe başında ya da müzede.