ŞAİR TABLOLAR AHVÂL
Şair
Bilirim söz canbazıdır çoğu şair bu gün
Kısmetimiz olmasın canbazlığında ifadenin süslülükten uzak
Gösteriş caka ihtişam değil mi çoğu çöküşün sebebi
Her şair kendince tablolar yapar kelimelerden ressamın fırçayı ustalıkla kullandığı gibi
Kırık aynasında gönlümün manzarası çağa kırgın
Her toprak insan bedeni tarlası
Kan kırmızı çiçekler göğerir taşlar arasında
Mezarsız bedenlerin kitabesi zor yazılır
Yeryüzü cehennemin mimarları övünür eserleriyle
İçimdeki insan sevgisine nalet eden oldu sonunda gönlüm
İsyanım sessizce kelime limanına sığındı kalem
İnsansam susuyorsam ağlamam suçsa niye yaşarım
Susma unutulmasıdır var olan hakikatin
Daktilo tuşlarında hüzne eşlik eden parmaklar yerinde değil
Yürek atışı dalda durmasına yetmiyor kuşun
Kırık kanatlar gövdeye mahcup düşer şıp şıp kan
Kuş kafesteyse kanadı neden kırık
Vicdansız sorgulanmaz merhamet kafese buğdaya suya dönüşür
Açsana kafesi parçalasana kapısını
Dualar edilir kapının açılması için gün boyu
Cehennemi gören cenneti arzular kendi vicdanı rahat
Ekmek yok su yok soğuk donduran mevsim
Sımsıcak ev yemekler çeşit ekmek neden dünden kalma meselesi
Yemek sonrası ziyafette altın varaklı tatlı ikramı şişeler sabırsız kadehler meraklı
Tablo 1
Hangi kuş süzülmek istemez semada
Gökyüzü ateş kusan demir kuşların muzafferiyetinde
Çay mı dökülen kan renginde mi akan sıvı
Tablo 2
Bunca manzarayı çizen hangi ressam
Onun ellerinden öpmek istiyor gönül
Çatısız evlerin balkonu yerinde değil
Nasıl yapacak mimarlar bunca yıkıntıları
Her evin odasında mutlu çocuklar
Şefkatin eksik olmadığı gözlerinden belli annenin
Eve dönüşte çocukları unutmayan baba
Bir köşede tespih elde dualı sözleriyle kadın
Bahçede toprakla anlaşmalı dede
Ben miyim mutluluk satıcısı
Hangi kurşun beni neden vurur bilirim
O kurşunların bedelini kardeşlerim ödemiştir
Onlar benim için iner sokaklara
Caddeler insan seli kahrolsun sesleri
Bağırır çağırır sesleri düşer susarlar boğazlarını ıslatır
Sopsoğuk pet şişelerde içecekler ve su
Ressam azalmasın kelime sermayem heybemde
Söz tesbihinde danesi eksikse imame utanır bilirim
İpi kopmuş daneleri nerede boynu bükük
Gözü yaşlı yüreği yaralı sayma beni
Nasır tutmuş parmakları var elimin
Heybe kurşunla tanışmış dökülen harfleri topluyorum kelimeler için
Harf olmazsa vücuda gelmez kelime
Sôz çıkmaz ortaya metin şekillenmez
Kayalara kazınır tükenince mürekkebi sabrın
Ressam yardıma çağırırım seni hattat nakaş değilim
Çizdiğim tablo ne getirir aklına bilemem
Tablo 3
Dillerim lâl oldu kalem yazmayınca
Yağmur yağmayınca
Toprak susayınca
Gönül kırılınca
Kuvvet dağılınca
Yaşlılık basınca
Keder artınca
Alın kırışıklığı resmedilince
Eller şerha şerha yarılınca
Şevk kırılınca
Söz sukuta varınca
Yaş kemâle erince
Toprak suyunu çekince
Yıldızlar çarpışınca
Dağlar yerinden kayınca
Eriyince kayalar taşlar
Irmaklar ağlayıp kuruyunca
Canlı yok olunca bir bir yeryüzünde
Kim okuyacak ol demde sözümü
Endişem derdim budur bilsen
Dillerim lâl olur kalem yazmayınca
Yağmur yağmayınca
Toprak susayınca
Kan çekilince damardan
Kıyametim başlar kelime kelime gönül defterimde
İnsan yudum suya hasret kalınca
Lokma ekmeğe altınlar sayılınca
Durunca durulunca gökyüzü
Toprağın altı gelince üstüne
Ressamın tuvalini ıslatır ruhumun iç çekişi
Anlayamazsın içimdeki kıyameti
İnsan insanı katledince
Mutluluğu cinayetlerde bulunca kimisi
Katliam insana mükafaat bilinince esaret üstüne
Ahvâl
Boyan bitince paletinde ressam
Heybemde kelimelerim tükenince susarım
Bak sustum
Sustum
Nice insan susuyor susturuluyor
Gözlerin konuşur ruh dünyamda çocuk
Gözünden akan damlada boğuluyor ömrüm
Hıçkırığında bedduan saklı uzatılmayan ellerde
Böğrümde yaranı taşır gönlüm kanayan
Tutma ellerimi bana küsüver
Kumdan kale yapan ustayım sahilde
Dalgaları suyun alıp götürür birden
Heybemde kelimelerim azaldı söz için
Zalimi sevmedim zulmü sevemem